facebook twitter instagram google-plus pinterest linkedin search heart chat eye trending-up clock font keyboard_arrow_up
M. Tekin Koçkar Öğretim Görevlisi Eskişehir Osmangazi Üniversitesi
  1. Anasayfa >
  2. Dünyada Atçılık Uygulamaları >
  3. Edebiyat Sanatında At
M. Tekin KOÇKAR
26 Dakika Okuma Süresi
+ -

Edebiyat Sanatında At

Edebiyat Sanatında At

Halk edebiyatımızın önemli şairlerinden Karacaoğlan “Yiğit Yiğidin Yoldaşı / At Yiğidin Kardaşı” derken Anadolu insanının atla ne kadar bütünleşmiş olduğunu da dile getirmektedir. Atlar bazen uçan, konuşan, sahibine yol gösteren, akıl veren olağanüstü güçlere sahiptir. Bazen de Bey Böyrek’de, Şah İsmail’de ve Seyit Battal Gazi’de olduğu gibi tanrı tarafından sahiplerine gönderilmişlerdir. Bu nedenlerle kutsal bir varlık olarak da görülürler.

İnsanoğlu sözlü edebiyatın oluştuğu günden bu yana efsanelerinde, şiirlerinde, atasözlerinde, hikâye ve masallarında at ile olan bağını her zaman dile getirmiştir. Dünyadaki bütün toplumlar içinde özel bir yere sahip olan atın, Türk mitolojisinde kendine has özellikleri olduğu görülür. Taşkın’a göre:

“Türkler atların sudan, dağdan, gökten, rüzgârdan, mağaradan zuhur eden kutsal aygırlardan türediğine inanmışlardır. Buradan hareketle günümüz Türk edebiyatında atlara ilişkin efsaneler, gök, rüzgâr, mağara-toprak ve su menşeli atların bulunduğu efsaneler olmak üzere dört başlık altında toplanmaktadır. Bu türden bir ayırım, ilkçağlardan beri evrenin özünü oluşturduğuna inanılan dört unsur (anasır-ı erbaa) görüşünü akla getirmektedir. Eski Türkler tarafından atın gök ve su bağlantılı olduğu, daha fazla kabul görmüş bir anlayıştır. Bu inanışın izlerini destan, masal ve hikâyelerde görmek mümkündür. Mesela Akhan ve Atın Taycı adlı Altay masalında, kahramana atı ve elbisesi tanrı tarafından gönderilmiştir. Yakut destanında kahramanların atları, at sürüsü ilahesi tarafından güneş memleketinden gönderilir. Bir Teleut efsanesine göre ise, tanrı atına binerek yeryüzüne iner. Manas’ın Kula Tay’ının görünmez kanatları ve olağan üstü güçleri vardır. Yine Başkurtlar, “tulgar” adını verdikleri kanatlı atın, kendilerine yukarı âlemden haber getirdiklerine inanırlar. Atın yukarı âlemle aşağı âlem arasında birleştirici işlevi olduğu Anadolu Türkmen geleneklerinde de görülür. Mesela Baba İlyas, Amasya Savaşı’nda ölmemiş, atına binerek gökyüzüne çıkmıştır. Atın kanatlı olması ve uçabilmesi, su menşeli atların bir özelliğidir. Abdal söylencelerine göre, Kaf Dağı’nın ardındaki süt gölünde yakalanamayan atlar yaşarmış. Hızır, ölüme çare ararken bunları görmüş ve yakalayamamış. Bir gün göle şarap dökerek atları sarhoş etmiş. Atlardan bir çiftini alarak kanatlarını koparmış ve bunları çiftleştirmiş. İlk at böylece zuhur etmiş.

Yine Avşar söylencelerine göre Âdem Ata, Allah tarafından ata bindirilerek cennetten çıkarılmış. At o zamanlar kanatlıymış. Âdem Ata, at tekrar cennete dönmesin diye onun kanatlarını yolmuş. Kanatları yolunan atın kanat gücü ayaklarına geçmiş. Atın Burak soyu ise hala cennette yaşamaktaymış. Bu inanış kimi baytarnamelerde işlenmiştir. Gök ve su menşeli at efsaneleri Türklerin en meşhur atı olan Argamak’ın hayat hikâyesine köken oluşturmaktadır. Asya bozkırlarında, Fergana’da “kanatlı atlardan türemiş olan ve kan terleyen asil atların (argamak) [1]” yaşadığı söylentisi yaygındı. Divan-ı Lügati’t-Türk’te tanımlanan, yaban aygırıyla evcil kısrağın çiftleşmesinden doğan ve “arkun” denilen atlar muhtemelen argamaklar olmalıdır. Atın Türkler tarafından hafif teçhizatlı süvari birliklerinde kullanılması, dünya savaş tarihinde bir dönüm noktasıdır. Bu sayede kolay hareket edebilen, uzun mesafeleri kısa zamanda kat edebilen, manevra yeteneği fazla ve oldukça etkili atlı birlikler ortaya çıkmıştır. Bu nedenle Çinliler, Türklerin hâkimiyet sırrının, onların atlarından kaynaklandığına inanıyorlardı (Taşkın, 2010).

Tavkul’a göre ise:

“Eski Türk toplum yapısında kahramanın atının adıyla anılması geleneğinin, Türk destan geleneğine yansımaması düşünülemez. Sosyal hayatta karşımıza çıkan bu gerçekliğin izlerini, kültürel hayatın penceresi olarak nitelendirebileceğimiz eski Türk destanlarında da rahatlıkla görebiliriz: Oğuz Han ve Alaca At, Köroğlu ve Kırat, Bamsı Beyrek ve Boz Aygır, Alpamıs ve Bayşubar, Altın Arığ ve Ak Boz At, Manas ve Ak Kula, Alman Bet ve Sarı Ala, Er Töştük ve Çal Kuyruk, Ural Batır ve Ak Buz At, Zaytülek ve Kök Tulpar, Koblandı ve Tayburul. Eski Türk destan kahramanlarının atlarının, sahip oldukları renklerin adlarıyla anıldıkları dikkat çekmektedir. Destanlarda at destan kahramanının en yakın arkadaşı, onun en büyük yardımcısıdır. Öyle ki bazen destan kahramanıatını kardeşi kadar kendisine yakın görür. Sözgelimi, Dede Korkut Destanı’nda Bamsı Beyrek, Boz Aygırına şu sözlerle seslenir:

At demem sana kardaş derim,

Kardaşımdan yeğ!

Başım beraberi,

Başıma iş geldi yoldaş derim,

Yoldaşımdan yeğ!” 

Efsaneler ve hikâyelerin yanı sıra halkın diline atasözleri olarak da yerleşen at kimi zaman insanla özdeşleştirilmiş, kimi zaman başka hayvanlara olan üstünlüğü vurgulanmıştır:

                   “At murattır”,

                   “Arık ata, kuyruğu da yüktür”,

                   “Ata arpa, yiğide pilav”,

                   “At binenin, kılıç kuşananın”,

                   “Atı atasıyla, katırı anasıyla”,

                   “At, adımına göre değil, adamına göre yürür”,

                   “Ata dost gibi bakmalı, düşman gibi binmeli”,

                   “Ata eyer gerek, eyere er gerek”,

                   “At arıklıkla, yiğit gariplikle”,

                   “At beslenirken, kız istenirken”,

                   “At bulunur meydan bulunmaz, meydan bulunur at bulunmaz”,

                   “Atım tepmez, itim kapmaz deme”,

                   “Atın bahtsızı arabaya düşer”,

                   “Atına bakan ardına bakmaz”,

                   “Atın ölümü arpadan olsun”,

                   “Atın varken yol tanı, ağan varken el (halk) tanı”,

                   “Atlar nallanırken kurbağa ayağını uzatmaz”,

                   “At ile avrat yiğidin bahtına”,

                   “Atlıya saat olmaz”,

                   “Atlar tepişir, arada eşekler ezilir”,

Halk edebiyatımızın önemli yapı taşlarından bir tanesi de türkülerimizdir. Anadolu insanı yüzyıllardır acısını, sevgisini, muhabbetini, ekmeğini, suyunu, aşını, düğününü kısaca yaşamının tüm anının türküleriyle dile getirmiştir. Yaşamının önemli bir parçası olan at ise kimi zaman sevgilisi olarak, kimi zaman kahramanı olarak türkülerde yerini almıştır.

Halk ozanımız Dadaloğlu şöyle diyor:

Dadaloğlu At Türküsü

Yalancı dünyaya geldim geleli

Bir atı severim bir de güzeli

Değip onbeş'e de kendim bileli

Bir atı severim bir de güzeli


At koşu tutmasın çıktığı zaman

Yeleyi kaval gibi yıktığı zaman

Ak dört kış ondörd'e yettiği zaman

Severim kıratı bir de güzeli


Atın höyük sağrı kalkan döşlüsü

Kalem kulaklısı çekiş başlısı

Gözelin dal boylu samur saçlısı

Bir atı severim bir de güzeli


Divan şiirinde de at önemli bir yere sahiptir. Divan şairinin at için kullandığı benzetmelerin, sıfatların ve özelliklerin sınırı yoktur. Onun için at, hayatın içinde her an yaşanılan bir nesne ve arkadaş gibidir. O nereye giderse at da onunla birlikte gider. Şair kendi şiirini bile atla ilgili kavramlarla över.

Divan şairi atı anlatırken, onun geçmişten o güne taşıdığı kültür hazinelerini de atlamaz. Ciritten, çevgandan, at yarışlarından bahseder. Bunları yaparken de, kendi sanatçılığı ölçüsünde, bunları anlattığı manzumelerini süsler ve edebî bir hale getirir. At şairin sanatı ölçüsünde en güzel şekillerde anlatılabilecek ve hakkında benzetme ve hayaller üretilebilecek yegâne varlıktır. Ata benzetilen unsurlara bakıldığında, bunların çok çeşitli ve zengin unsurlar olabildiği görülür. Atın kültürel değeri nispetinde, bu unsurlar da zenginleşmiştir (Kaya, 2008).

Birkaç örnek vermek gerekirse:

Kütahyalı Rahimî, övülen kişinin saadet atına binmesi için dua ettiğini, yani dualarına sürat atını koştuğunu söyler:

Binmege tîz günde sen mihr ü saâdet rahşına

Her zemân evrâduma sürat semendin koşmışam


Nefi, atı sadece memduhunu övmek maksadıyla şiirlerine almamıştır. Atı şiirlerinde işlemesinde; güzellik ve kahramanlık sembolü olarak alınan ata karşı duyduğu sevginin ve verdiği değerin büyük payı vardır:

Ömrün efzûn ide Allahü te‘âlâ dilerüm

Iltifatunla bu dil-mürdeyi itdün ihyâ

Eyledün lutf ile bir böyle kaside teklif

Ki nazire diyemez bir yere gelse şu‘arâ


Cumhuriyet Dönemi modern edebiyatımızın önemli yazarları da şiir, roman ve hikâyelerinde at motifine sıkça yer vermişlerdir.

Örneğin Yaşar Kemal, İnce Memed’in “Yağız Atı”’nı şöyle anlatır: “… Yağız at kaybolur. Onu bulması için Adem görevlendirilir. Yağız at çok değerli bir attır. Onu vurmak mümkün değildir. Çok hızlı ve atik bir attır ki bazıları onun cin, peri olduğunu sanır.”

Yazar Abbas Sayar, Yılkı Atı romanında “Doru Kısrak“ı “… Köyde öküzlerini suladıktan sonra İbrahim eve döner. Büyük oğlu Mustafa’ya Dorukısrak’ı dağlara sürmesini söyler. Dorukısrak’ın artık yılkı atına salınma vakti gelmiştir. Mustafa ve küçük kardeşi Hasan, Dorukısrak’a atlayıp dağlara sürerler. Bir de taş atarak onun incinmesine neden olurlar. Dorukısrak’ı kovalarlar. Onlar köye dönünce Dorukısrak, yuvasından ve tayından uzak yerlerde tek başına kala kalır. Karanlık çökünce köye gider. Ahırının kapısını zorlar, kapı açılmaz. İmam, yalnız kıldığı namazdan evine döndükten sonra gece dışarda, Dorukısrak ve köpeklerden başka hiç kimse kalmaz. …” biçiminde anlatmaktadır.

Cumhuriyet Dönemi şiirinde de at motifi birçok şair tarafından kullanılmıştır. Örneğin Orhan Veli:

                                Kır At’a nal mı dayanır?

                                Dağlar uykudan uyanır,

                                Yer, gök kızıla boyanır…

Ahmet Ada’nın “Yeşil At”ı:

Yeşil At

İntihar yeleli bir at bu

Gökkuşağı kuruyor deniz kıyısında

Otlar bükülürken kanatları altında

Bakıyor sıçrayan bir balık

Balkıyan derin uzama

Güneş giriyor yelelerinin içine

Bir avcı uzaklığından görüyor

Çocuklar, kuşlar çeviriyor dört yanını

Kocaman gözlerle bakıyorlar

Şimşeğin kayrası yeşil ata


Birçok şairimiz Büyük Önder Mustafa Kemal’in atı için de şiirler yazmışlardır. Bu şiirlerden birkaçından kısa bölümler sıralamak gerekirse:

“Mustafa Kemal’in Atı

Daha da parlamıştı güzelleşmişti al at

Mustafa Kemal'in bindiği günden beri.

Sanki bilinmez bir rüzgârla dolmuştu

Göğe göğe kalkıyordu alevden başıyla

Uçar ayaklariyle oyuyordu yeri.

Kimseyi bindirmiyordu üstüne artık

Bindirmez ya, Mustafa Kemal'in atı o.

Bunca at arasında neden onu seçmişti,

Nasıl tutmuştu ak elini alnında

Artık dağın taşın saltanatı o

Çok zorladı suvari alayının yiğit binicileri

Al ata binebilmek imkânsız.

Öyle damarlanıyordu ki derisi bir sızı duyuyorlardı.

Öyle çılgınlaşıyordu ki köpük köpük

Nerdeyse düşecekti nârin allığıyla cansız.

Alay kumandanı aldı işi demir avucuna

Bir alay bir ata vuramaz mı gem?

Kendi denedi yanık bilgisiyle yılların,

Sustu karşıdan dehşetle, kaygıyla, hayranlıkla bütün suvariler

Al at, al at, deli ve muhteşem (…)

Zaferden sonra çok aradı alay Mustafa Kemal'in al atını

Al at sır olmuştu yaşamakta.

Kimi uçmuş dedi ardına göğün,

Kimi yatır olmuş dedi vatanın yüce uykusu kadar

Ama bir parıltı vardı uzakta

Ki parlar bağzı günler akşam yoklamasında

Bir yele, bir köpük, bir dört nal hızıyla batı.

Nakşolur mavilik üstüne efsaneden

Bin kırmızıyla, bin rüzgârla, bin şahadetle

Mustafa Kemal'in al atı …”

                                                           Behçet Kemal Çağlar.

 “Mustafa Kemal’in Atı

Beyaz küheylanın yürüyüşü hep dörtnaldır balam,

Rüzgâr koymuş adını Mustafa Kemal,

İçtiği su, yediği arpa helal,

Sakarya’da Paşa’ya müjde getiren,

Kocatepe’den İzmir’e zafer götüren,

Beyaz küheylanın yürüyüşü hep dörtnaldır balam… (…)” 

                                                               Arif Hikmet Par.

Türkiye dışındaki ülkelerde yaşayan ve Türkçe yazan şairler de Atatürk’le ilgili birçok şiir yazmışlardır. Bunlardan birisi de Saraybosna’lı Türkolog, şair, yazar Nimetullah Hafız’dır:

“Mustafa Kemal’in Atı

Doru bir at

Koşardı dağ başlarında

Düzlükleri, tepeleri aşardı

Mustafa Kemal’in doru atı

Delicesine coşardı.

Bu bir at ki

Hız alırken uçardı

Birinciydi savaşlarda

Nallarından şimşek çakardı

Bir gülsuyu özlemidir

Akardı gözlerinden

Irmak gibi coşardı.

Bir doru attı bu

Acunlar taşırdı

Acunlar üzerinde

Beyaz köpük akardı

Dizlerinin izi vardı üzengilerinde

Bu bir at ki,

Bacakları uzun, güçlü

Bacakları kalın, hisli

Şu doru atın

Ateş püskürürdü gözlerinden

Sıcak bir buğu kalkardı terden  

Toynaklarının yankısı gelirdi

Ta derinden

Bu at, Mustafa Kemal’in atı

Hiç olmazsa evrende kaldı

Bir parçacık saltanatı

İnkılâbın gömülmez bir güneştir

Yaşayan bir yeşildir.”

at, açık hava, binme, adam içeren bir resim

Açıklama otomatik olarak oluşturuldu

Batı Edebiyatı bilindiği gibi Antik Efsanelerle başlar. Yunancada söz, öykü anlamına gelen mitos (mythos), ilkel insan topluluklarının evreni, yeryüzünü ve tabiat olaylarını kişileştirerek yorumlama ve henüz sırrını çözemedikleri yaşamla ilgili her türlü oluşumu anlamlı bir biçimde açıklama gereksiniminden doğmuş öykülerdir. Eski çağ insanlarında doğa güçlerinin fizik ve etik etkilerini yansıtan mitoslar, dinlerin de başlangıcıdırlar. İlkel insanın fizik atılımlarına ek olarak metafizik ve psikolojik davranış ile yer yer tarihsel ve sosyolojik unsurları da içerirler. Örneğin; Homeros'un ünlü İlyada ve Odysseia adlı iki eserinin çıkış noktasını Akhalar ve Troyalılar arasındaki ünlü savaş oluşturur. İlyada'da savaşın son günleri, Odysseia'da ise savaşın sona ermesinden sonra evine dönmeye çalışan Odysseus adlı kahramanın hikâyesi anlatılır.

İnsan doğasına özgü semboller toplamı olarak da tanımlanabilen mitoloji; kültürün ana dinamikleri olarak niteleyebileceğimiz din, bilim ve sanatın gelişiminde öncü bir rol üstlenmiştir. Böylelikle mitolojik hikâyeler ait oldukları toplumun da aynası gibidir.

Dünya halklarının birçoğunda, eski uygarlıkların efsanelerinde ve mitolojilerinde at önemli bir yere sahiptir. Hemen tamamına yakını Anadolu’da geçen ve dünya edebiyatını büyük ölçüde etkileyen Roma ve Yunan Mitolojisi ile Uzak Doğu halklarının dini yaşamlarını etkileyen Hint ve Çin mitolojilerinde de at önemli bir unsur olarak değerlendirilmektedir.

Örneğin Yunanistan’da Batı Trakya’da İskeçe yakınlarında bulunan ve tarihte atlarıyla ünlü Abdera kenti, Antik Yunan mitolojisinde ve Homeros’un İliada’sında adı geçen Poseidon ve Demeter’in oğlu ve Herakles’in ölümsüz atı “Areion” için kurulan ve bu ata adanmış özel bir tapınağı bulunan tarihsel bir kenttir. Kentte bulunan tüm evler, liman yapıları ve sütunlar at röliyefleri ve heykelleri ile bezenmiştir [2].

Thracian mercenary from Abdera

İ.Ö. 3. yüzyılda Abdera kentinde bulunan Trakyalı binici kabartması [3]

Homeros’un İliada ve Odyssey adlı eserlerinde Yunan mitolojisinin tüm özelliklerini görmek mümkündür. Bu mitolojilerde sözü geçen atlar şöyle sıralanabilir:

Zeus’un arabasını çeken ve dört yönden esen rüzgârları ve mevsimleri temsil eden Boreas, Zephryos, Notos ve Euros; Ares’in arabasına koştuğu ölümsüz atlar Aithon, Phlogios, Konabos ve Phobos; Güneş tanrısı Helios’un arabasını çeken Phlegon, Aeos, Aethon, Pyrios; deniz ve fırtınalar tanrısı Poseidon’un arabasını çeken gövdesi yılan, başı at biçiminde tasvir edilen Hippokampoi; Denizler tanrısı Poseidon ile yılan saçlı Gorgon Medusa'nın oğlu ve dev Chrysaor'un kardeşi olduğuna inanılan, ayrıca Zeus'un oğlu Herkül'ün de kardeşi olarak bilinen, Asya’daki birçok halkın da efsanelerinde yer alan kanatlı at Pegasus; gövdesi at, başı insan olarak tasvir edilen Centaur [4].

harita içeren bir resim

Açıklama otomatik olarak oluşturuldu

metin, eski içeren bir resim

Açıklama otomatik olarak oluşturuldu

Mitolojiye göre; denizler tanrısı Poseidon, denizlerin dibindeki muhteşem sarayında yaşamaktadır. Atinalılara büyük bir bağış yapmak istediği bir gün, elindeki çatal asayı yere saplar ve yarılan topraktan büyük bir gürültüyle kişneyerek ve şahlanarak bir at çıkar. Poseidon, arabasını dalgaların üzerinde çeken altın yeleli atlar beslemektedir.

İlk atın bir deniz tanrısı aracılığıyla oluştuğu inancı, zaman içerisinde Antik Yunanlıların tanrı Poseidon'a kayalıkların tepesinden denize atılmak suretiyle at kurban edilmesi geleneğinin yerleşmesine neden olur.

Yunan mitolojisinde çok önem verilen tanrı Poseidon'un at biçiminde insan ayaklı ve denizi simgeleyen mavi yeleleri olan Areion (Arion) adında bir de oğlu vardır. Konuşabilen ve inanılmaz derecede hızlı koşan bir attır. Aygır kılığındaki Poseidon'un, kendisinden kısrak kılığına girerek saklanmaya çalışan Demeter ile çiftleşmesinden doğmuştur. Areion, sırasıyla hem Herakles hem de Adrastos'a ait olmuştur.

Yunan mitolojisinin önemli bir motifi de kanatlı at Pegasus’tur. Pegasus, Gorgon Medusa adlı bir kadının kafası kesildikten sonra toprağa akan kanından doğmuştur. Tanrıça Athena onu doğar doğmaz, sanat perileri Musa'lara büyütmeleri için vermiştir. Bu nedenle Pegasus, sanatçıların hayal gücünü simgeler ve ozanlarca ilham perisi olarak kabul edilir. Tanrılar tanrısı Zeus, sonunda Pegasos'u, gökte bir yıldız yapar.

Yunan mitolojisinde at, tanrıça Artemis'in sembolü olarak kabul edilir ve kutsal olarak kabul edilir. Ayrıca, at kulaklı, at kuyruklu, at ayaklı yarı insanlar vardır ki, bunlara Satyr adı verilir. Yaşlıları ise, Silen adını alır.

metin, taş içeren bir resim

Açıklama otomatik olarak oluşturuldu

Kheiron ve Achilleus (İ.Ö. 65 – 79, Roma Freski, Ulusal Arkeoloji Müzesi, İtalya)

Bunların dışında Yunan mitolojisinde özel öneme sahip, Centaur'lar (At-adamlar) vardır. Bunlar yarı insan-yarı at biçimli yaratıklardır. Başları, göğüsleri ve kolları, kimi zaman da ön bacakları insan gibidir. Karınlarından arkası at biçimindedir. Yeleleri ve kuyrukları vardır.

Dağlarda ve ormanlarda yaşayan bu at-adamlar, çiğ et yerler ve çoğunlukla yabani ve azgındırlar. İnsan ile atın birleşmesinden oluşan bu yaratıklar, birçok efsanede rol oynamışlar ve sürülerin koruyucusu küçük tanrılar olarak kabul edilmişlerdir. Özellikle bu at-adamlardan Kheiron (Chiron) adı ile anılanı hastaları iyileştirmekte büyük ün kazanır ve hekimliğin kurucularından sayılır.

At-adam Kheiron'un annesi Philyra'ya gönül veren tanrı Kronos, karısının kıskançlığından korktuğu için at kılığına girer ve Philyra ile öyle birleşir. Bu nedenle tanrı Kheiron, yarı at yarı insan olarak doğar. Başka bir anlatımla Philyra'nın tanrı Kronos'dan kaçmak için kısrağa dönüştüğü ve Kronos'unda bunun üzerine ona at biçiminde yaklaştığına inanılır.

Kheiron, doğduğu Pelion dağlarında annesi ile birlikte yaşar ve annesi Philyra oğluna öğrencilerini yetiştirmede yardımcı olur. Pelion dağlarında yetişen şifalı otları toplar ve insan-hayvan hekimi olarak, öğrencilerine bunların şifalı etkilerini öğretir. Hekimliğe yönelik tüm bilgilerini daha doğmadan Tanrı Apollon'dan edinen Kheiron, çeşitli el becerilerine de sahiptir ve Akhilleus'u yetiştirmiş, tıp tanrısı Aesculap'a ise hekimliği öğretmiştir. Akhilleus, Kheiron'dan öğrendiği hekimlik sanatını ve edindiği ilaç bilgisini Troya Savaşında yaralılar üstünde kullanmıştır. Atları da çok seven Akhilleus'un, Pedasos, Balios ve Ksanthos adlı ölümsüz üç atı vardır.

Akhilleus, tanrı Poseidon'un babasına armağan ettiği bu atlardan özellikle Ksanthos'a çok bağlıdır. Savaşlara Ksanthos ile katılır. Savaşlarda Akhilleus'a hep yardım eden bu ölümsüz at, bir gün dile gelerek efendisine yakında öleceğini bildirir. Trakya krallarından Diomedes, ülkesine gelen yabancıları, atlarına yem olarak yedirmektedir. Antik Yunan'ın ünlü kahramanı Herakles, Diomedes'i kendi atlarına yedirerek bu vahşi töreye son verir (Gouvey, 2007).

Antik Yunan efsanelerinde sözü edilen tek boynuzlu Unicorn’un, Ortaçağ ve Rönesans dönemine ve hatta 19. yüzyılın sonlarına kadar Avrupa’daki bütün halk inanışlarında da varlığına inanılmaktaydı. Yalnızca bir bakire tarafından yakalanabilen Unicorn’un boynuzunu elde edebilen kimsenin zehirli sudan içebildiği ve tüm hastalıkları iyileştirebilme gücüne sahip olduğuna inanılırdı.

Homeros’un İliada ve Odysseus’unda geçen Truva Savaşı’nın en önemli figürü de yine attır. Truva atı, Odysseus'un Truva surlarını aşmak ve şehre gizlice girmek için yaptırdığı tahtadan at maketidir. Savaş yaklaşık 10 yıldır sürmektedir. Askerler bıkkın ve yorgundur. 

Zekâsı yüzünden Tanrıça Athena tarafından da sevilen Odysseus'un aklına tahtadan bir at yapma fikri gelir. Plana göre Akhalılar savaştan çekiliyor gibi gözüküp, geride çok büyük bir tahta at bırakırlar. Odysseus ve diğer seçkin komutanlar atın içine gizlenirken, diğerleri denize açılıp gemileri Bozcaada'nın arkasına, Troyalıların onları göremeyeceği bir şekilde gizlerler.

Planın yürümesi için, görevi tahta atın Truva’nın surlarından içeri girmesini sağlamak olan bir Akhalı askeri atın yanında bırakırlar. Akhalıların çekildiğini gören Truvalılar, şaşkınlık içinde batı kapısının önündeki dev tahta atın yanına giderler. Bu sırada ortaya çıkan Sinon ismindeki Akhalı asker ağlayıp, sızlanarak Yunanlılardan nefret ettiğini, onu Akhalıların geri dönüşleri için gerekli rüzgârın çıkması adına kurban seçtiklerini ve kendisinin kaçarak kurtulduğu yalanını söyler.

metin, açık hava, eski, siyah içeren bir resim

Açıklama otomatik olarak oluşturuldu

Truva Atı

Sinon’a dendiğine göre Tahta at, Tanrıça Athena'ya kutsal bir sunak olarak yapılmıştır. Büyük olmasının sebebi Troyalı’ların onu dar şehir kapılarından şehrin içine almalarını engellemek içindir. Akhaların beklentisi Troyalı’ların bu atı yakıp yıkmalarıdır.

Böylece Tanrıça Athena'nın öfkesini Troya üzerine çekmiş olacaklardır. Ama Troyalı’lar atı şehrin içine alıp onu korurlarsa Athena’nın lütfu Troyalı’lara yönelecektir.

Barış özlemiyle yanıp tutuşan Truvalılar bu yalana inanırlar ve tahta atı içeri alırlar. Gece barış kutlamalarıyla coşan ve alkolün etkisiyle sızan Truvalılar, atın içindeki Akhalı Savaşçılara gafil avlanırlar. Bu sırada Truva’nın surlarına yaklaşmış olan Akhalı Ordusu’nun da takviyesiyle Truva Şehri tamamen harabe haline dönüşür. Truva’nın baştan sona yakıldığı bu korkunç katliam sonrasında Menelous, Helen’i alarak Yunanistan’a yelken açar [5].

Kuzey Avrupa ve İskandinavya efsanelerinde yer alan ve Viking tanrısı Odin’in arabasını çeken Sleipnir, Celtic (Kelt) tanrısı Manannan’ın kızının atı Embarr; ve yine Celtic efsanelerinde yer alan Kelpie; İngiliz efsanelerinde Yuvarlak Masa Şövalyelerinden (The Knights of the Round Table) Sir Gawain’in atı Gringolet efsanevi atlardan bazılarıdır.

Hint mitolojisinde Güneş Tanrısı Surya, arabasını çeken yedi adet kısrakla birlikte temsil edilmektedir. Bu kısrakların adları: Bronte (gök gürültüsü), Eos (gün sonu), Ethiops (yanıp sönen), Ethon (ateşten yapılan), Erythreios (kırmızı yapan), Philogen (toprak seven) ve Pyrois (ateşli). Günümüzde bile Hindu inanışında at tanrılara en yakın olan hayvan olarak adlandırılır.

Budizm inanışında Prens Sidharta’nın beyaz atının adı Kanthaka’dır. Günümüzde Türkmen atı olarak bilinen Akhal-teke atları ile Hint atı olarak ün salmış Marwari atlarının Budha’nın atından türediğine inanılmaktadır [6].

Doğu takviminde at, 60 yıl döngüsü içerisindeki 12 hayvandan birisidir. Geçtiğimiz 2002 yılı At Yılı olarak Asya toplumlarında birçok etkinliğe sahne olmuştur. 2014 yılı da At yılıdır ve 2014 yılında da at ile ilgili birçok etkinlik yapılması planlanmaktadır.

Uzakdoğu ve Çin takviminde 60 yıl döngüsü


[1] Bu atların omuzlarında, parafiliaria multipapilosa’nın neden olduğu bir cilt hastalığı nedeniyle, hafif kanamalar olup, terlerine hafif bir kızarıklık vermesinden dolayı, atlar kan terleyen adıyla meşhur olmuşlardır (y.n.).

[2]http://www.theoi.com/Ther/HipposAreion.html

[3]http://home.exetel.com.au/thrace/towns.htm

[4] Homeros’un destanlarında adı geçen ünlü kahraman Akilleus (Aşil) bir Centaur olan Chiron’un oğludur.

[5]http://tr.wikipedia.org/wiki/Truva_At%C4%B1

[6]http://ultimatehorsesite.com/info/horsemyths/chineseindianhorsemyths.html


Başlık fotoğrafı: https://www.fei.org/stories/lifestyle/my-equestrian-life/horses-literature